29 Mart 2014

#oyver

Ve nihayet geldi çattı..
Kaldı 1 gün.. Yasaklar başladı, her şey güllük gülistanlık görünüyor artık tv ekranlarında.
Kimine göre zaten hayat güllük gülistanlıktı, her şey yolunda gidiyordu. Kimine göre ise bunlar iyi günlerdi, daha bizi neler bekliyorun endişesi vardı.
Yerel seçime gidiyoruz, ama bir genel seçim havası. Yaşım itibari ile bugüne kadar hatırladığım en gergin seçim ortamındayız. O kadar zor günler yaşadık ki, bu seçimle birlikte her şey değişecek gibi. Öyle inanıyoruz. Hepimiz. 
Ya her şey daha güzel olacak, ya da işler sarpa saracak.
O yüzden ah vah etmemek için, daha güzel günler için görevini yerine getirmekten sakın kaçma ve lütfen oyunu kullan. Benim oyumla mı kurtulacak sanki bu vatan deme. Çünkü belki de senin oyunla kurtulacak bu topraklar.

O yüzden vicdanının sesini, aklını, yüreğini, kalbini kullan ve #oyver 

Vatanım için en hayırlı sonuç ile 30 Mart'ı atlatmak ve 31 Mart sabahında güzel bir sabaha uyanmak dileğiyle..


19 Şubat 2014

Biletix'e Bir Soru

Çoğunlukla bilet alındığında yaşanan bir sıkıntı aslında bu benim gözlemlediğim.
İnternet üzerinden aldığında, kurye ile teslimi seçme alternatifin var, bu aslında güzel bir şey. 
Telefon ile aldığında da kurye ile teslim alabiliyormuşuz (Bunu da dün öğrenmiş oldum. Normalde biletleri hep internetten aldığım için, bu ayrıntıyı bilmiyordum).
Ama asıl sıkıntı perakende satış noktalarından teslim almak istediğinde oluyor. İstanbul için toplam 18 adet perakende satış noktası varmış. Listesi burada . Ve çoğu perakende satış noktasında sürekli olarak bilet kuyruğu oluyor. Oturduğum yere en yakın Biletix perakende satış noktası Beylikdüzü-Carrefour'da. 
Aslında çok da nadir buradan biletlerimi teslim alırım. Çünkü en yoğun satış noktası burası gibi geliyor bana.. 
Beylikdüzü-Avcılar-Esenyurt-Büyükçekmece ilçelerinde oturanlara en yakın olan Biletix bayii burası. Ve tek bir çalışanı var. Beşiktaş-Bursaspor maçının biletini teslim almak için buraya geldim ve 45 dakika bekledim. Vakit kaybından başka bir şey değil. Hem benim hem de orada benimle birlikte bekleyenler için. İkinci bir çalışan olsaydı en azından bu süre yarıya inecekti. Yetişmem gereken bir işim olsaydı, belki de yetişemeyecektim. Ve o bileti mecburen ben teslim almak zorundayım, biri benim yerime de alsın deme lüksüm yok.
İnsanlar, bir takım organizasyonlara gitmek için Biletix'i kullanmaya mecburlar (ülkede neredeyse tekel olduğu kesin). Bunun da farkında olan Biletix, acaba biraz kolaylık sağlamak ister mi? Belki perakende satış noktalarını, belki de mevcut satış noktalarında istihdam eden personel sayısını artırarak gerçekleştirebilirler mi? Merak ediyorum bunu. Hem bu sayede iş arayanlara yeni bir umut da olur.

11 Ocak 2014

#KaranlıktaDiyalog Deneyimi

Aklımdan asla çıkmayacak olan 90 dakika..
Zifiri karanlıkta, duyarak, dokunarak, koklayarak sadece görmeden karanlıkta yaşamaya çalıştık 8 kişi..
Parkta banka oturmaya çalıştım. Çalıştım diyorum, çünkü iki farklı parkta bank vardı, birinde bankı "göremedim, bulamadım", ikinci parkta dinlenebildim ama.. 
Sayılı bindiğim İstiklal'deki tramvaya görmeden bindim, Galata'ya kadar gittim. Rehber, İstiklal'i görmemek nasılmış diye sorunca "huzurlu" olduğunu düşündüm. 
Manavın yanından geçtiğimi elma, biber ve havuca dokununca anladım.
Kırmızı ışıkta bekledim, "Lütfen karşıya geçiniz" sesini duyunca geçtim..
Vizontele'yi "dinledim" betimsel anlatımla.. Deli Emin'i, Siti Ana'yı.. Ben şanslıydım, onları "gördüğüm" için yüzlerini birebir yerleştiriyordum dinlerken. Ama, onları sadece dinlemiş olanları düşündüm, yüzlerini nasıl hayal ediyorlar, merak ettim..
Vapura bindim, Üsküdar'dan Eminönü'ne geçtik "Hakan Elbir" vapurunda.. Rehberimiz Emrah Bey'in neşeli şarkılarıyla.. Vapura bu adı Emrah Bey vermiş, "Dialogue in the Dark - İstanbul kurucu ortağı" Hakan Bey.
En zoruma giden de aslında benim için bu oldu.. Denizi, boğazı "görememek". Boğazdaki rüzgarı hissediyorum, martıları duyuyorum, ama o maviyi görmüyorum.. Aslında denizi olan memlekette de doğmadım, ama deniz aşığı biri olarak, en zor olan bu oldu..

Duvarda ismimizin baş harfini bulmaya çalıştık.. Alfabetik sırayla yazılmıştı harfler soldan sağa doğru. 8 kişilik grubumuzda, en şanssızı bendim, en son noktada benim baş harfim vardı çünkü. Sonunda ulaştım "S" harfine.. Hemen üstünde de 6 noktada harflerimiz.. Emrah bey, harfimizi verdiği kartona yazmamızı istedi. Herkesin harfini tek tek anlattı. Braille alfabesinde "S" harfini anlattı bana, duvarda noktaları bulmama yardımcı oldu, çizmemi istedi.. Sonrasında da ismimizi yazmamızı. Ne kadar başarılıyım, o şüpheli işte. 

En sonunda ise bir cafeye geldik. Çay/su/kahve/cola altenatifler.. Self servis.. Sıraya girdik, siparişimizi verdik, paramızı ödedik, üstünü aldık. Ve sonra 8 kişi ile birlikte rehberimizle oturup yaklaşık 10 dk boyunca sohbet ettik...
Merak ettiğimiz aklımıza gelen her şeyi sorduk.. "Ne zamandan beri görmüyorsunuz?" gezinti sırasında sorduğum ilk soruydu. Cafede sohbet sırasında daha detaylı anlattı. 2006 yılından beri görmüyormuş, "tavuk karası" diye bilinen rahatsızlığı varmış ve her geçen gün görme yetisi azalmış, azalmış... 
İstanbul'da çok fazla zorlanmıyormuş, alışmış. Ama köyüne gittiğinde daha zor yaşadığını belirtti. Ancak yaşadığı bir talihsizliği de gülerek anlattı bu sırada. Metroda, dalgın bir şekilde yürüdüğünü, o anda bir ışık gördüğünü ve ona yöneldiğini belirtti. Sonrasında bir anda raylara düşmüş. Allahtan tren gelmedi, yoksa anlatamayacaktım size bunu derken bile gülümsüyordu. İşte bu yüzden bize, "gördüğünüz ışığa yönelmeyin" diyormuş gezinti sırasında.
"Burada nasıl görevli oldunuz" diye sorduklarında, internetten gördüğünü söyledi. Bunun üzerine ben "internetten nasıl gördünüz" diye sordum.. Herkes gibi o da güldü. Aslında görmediğini, ama duyduğunu belirtti. Bilgisayarlarında özel bir okuyucu oluyormuş.. İstanbul'da yaşayan görme özürlüler ilanını "duyunca", hemen başvuru yapmış.
"İstanbul'da en çok nerelerde rahat dolaşıyorsunuz" diye sorduklarında, gelen cevap karşısında şaşırdık. Çünkü İstiklal'de rahat dolaştığını söyledi Emrah Bey. Bastonunu, tramvay yolunda, rayın arasına yerleştiriyormuş ve devam ediyormuş yürümeye.. "Gördüğüm zaman daha çok insana çarpıyordum, artık çarpmıyorum" diyordu gülerek.
Kendisi de bize sorular sordu.. Neler hissettiniz, nerelerde zorlandınız diye.. Ben en çok tramvayda koltuk bulmakta zorlandığımı belirttim. Ama bunda, kendilerinin bu kadar zorlanmadığını düşündüğümü de belirttim. Çok "duyarlı" insanlar olduğumuz söylenmez, ancak toplu taşıma araçlarında kör biri geldiğinde yer verildiğini düşünüyordum ve kendisi de beni doğruladı bu konuda. 
"Keşke görseydim dediğiniz oluyor mu" dedim.. Çok net bir şekilde "hayır" dedi.. Belki de haklıydı aslında..
Ve 1,5 saatlik gezintinin sonu.. Işık göründü hafiften. Ama bizim için... 
1,5 saatlik zifiri karanlığı biz orada bıraktık, Emrah Bey'e teşekkür ettik ve vedalaştık.
Ve oradan çıktığımdan beri bambaşka düşünüyorum.. 
Sürekli "sesime gelin lütfen" beynimde dönüyor. 
Ve Allah'ıma şükrediyorum.. 
Dialogue in the Dark - Karanlıkta Diyalog * , Gayrettepe Metro istasyonu sergi salonunda, yaklaşık 1.500 metrekarelik bir alanda unutamayacağınız 90 dakika yaşatmak için sizleri bekliyor. TTNET, Dünya Göz Hastanesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi ana sponsorlar. Gittiğinizde ziyaret öncesi bilgilendirmeler yapılıyor, gezintiye yanınızda hiçbir şey olmadan sadece 5-10 TL para alarak başlıyorsunuz. Para mı diye sorduğunuzda, "çünkü onlar da alışveriş yapıyorlar, bunu da yaşamalısınız" diyorlar. 
Karanlık korkunuz yoksa, kesinlikle gitmelisiniz. Gitmeden önce ama Dialogue in the Dark - Karanlıkta Diyalog *  resmi sitesine de göz atın derim. Başlangıçta zorlanacaksınız belki ama sonrasında alışıyorsunuz. Tıpkı, onların da görmemeye başladıkları zaman gibi. Biletleri (Tam: 25 TL, İndirimli: 17 TL) Biletix * üzerinden almanızı ben ve görevliler şiddetle tavsiye ediyoruz . Çünkü yer olmuyor (özellikle hafta sonu).